Horacio Castellanos Moya ile Tiksinti eseriyle tanışmıştım. El Salvador’da yaşayan babam hediye etmişti kitabı. “Bilgine,” demişti babam o zaman, “bu kitap mimli, buradaki birçok insan ona karşı.” 119 sayfayı bir oturuşta soluksuz okumuştum, her sayfasından deha ve keskin bir mizah akıyordu. Her sözcüğüne hayran kalmıştım, kitabı bitirdiğimde El Salvador’da yazarın nasıl istenmeyen adam, kitabının da nasıl nefret nesnesi haline geldiğini anladım.
Castellanos Moya kitabının yarattığı velveleden (ve ölüm tehditlerinden) sağ çıkmayı başardı, şimdilerde Iowa Üniversitesi İspanyolca Yaratıcı Yazarlık programında ders veriyor. Yaz tatilini geçirdiği Stockholm’de ulaştım ona. Söyleşiyi İspanyolca ve İngilizce yaptık.
Claudia Castro Luna: El Salvador yine uluslararası haber gündeminde, bu kez vatandaşların korkunç şiddet olaylarından kaçıp ABD’ye iltica etmeye çalıştığı bir ülke olarak. Kitaplarınızdaki karakterler, öyle ya da böyle, El Salvador’da maruz kaldıkları ya da başkalarına uyguladıkları şiddetle kuşatılmış. Şiddetin kitaplarınızda ana karakter olduğu söylenebilir mi?
Horacio Castellanos Moya: Bu soruyu sormanız ilginç. Knut Walter’in yakında yayımlanacak bir kitabını okuyorum bu ara. El Salvador’un sabıka kayıtlarını inceledikten sonra ülkedeki bugünkü şiddet oranının 1912’dekiyle hemen hemen aynı olduğunu gösteriyor. 1912’de cinayet oranı 112 (100.000 vatandaş üzerinden), bugünküne çok yakın. El Salvador’un bütün bu yıllar boyunca cinayet salgınına maruz kaldığı söylenebilir.
Karakterlerime gelirsek, şiddet içeren çevrelerde bulunmanın sonucu olan düşünce ve davranış biçimlerini yeniden yaratmaya çalışıyorum. Bu şiddeti konumlandırmaya, karakterlerin nasıl kapana kısılmış olduklarını hayal etmeye uğraşıyorum. Tünelin sonunda ışık olmamasının nasıl bir şey olduğunu yazmaya çalışıyorum.
CCL: Edebi bir saplantıdan söz edebilirsek eğer, bu sizin için ne olurdu? Yazdıklarınızda somutlaştırmaya çalıştığınız fikir, kavram ya da his nedir?
HCM: Eserlerimin belkemiği Salvadorlu olma olgusu – o ülkeden olan bir insanın gerçekliği. Benim karakterlerim El Salvador coğrafyasına bağlı değil, orada yaşamıyorlar, bazen Meksika’da bazen Guatemala’dalar. Yazar olarak meselem savaştan etkilenen birinin gerçekliğini açıklamak. Bu ülkenin geçmişinin bu karakterlerin gündelik hayatını nasıl etkilediğiyle ilgileniyorum. Kişisel hayatları kargaşa içindeki bir manzarada olan karakterler yazıyorum. Tarih ve siyaset önemli ama karakterlerin hayatları bunlar zemininde şekillendiği ölçüde. Öte yandan romanlarımın sosyolojik romanlar olduğunu düşünmüyorum. Benim derdim daima kişisel olanla.
CCL: Daimi dertlerinizi biraz daha açabilir misiniz?
HCM: Galiba eserlerimi karakterize eden en temel iki meseleden ilki sürgün – kaçmak, firar etmek, bir yerden apar topar uzaklaşma mecburiyeti. Henüz hiçbir dile çevrilmeyen ikinci öykü kitabım Pérfil del Prófugo’da (Firarinin Profili, 1987) olduğu gibi. İkincisi paranoya, yani korku. Bireysel düzeyde olmasa da kolektif bir duygu olarak, hayatta kalmanın bir yolu olarak. Bir yaşam biçimi olarak korku.
CCL: Ana karakterlerinizin alametifarikası paranoya ve kaçma arzusu, peki kaçtıkları yerin alametifarikası nedir? Yer duygusunu yaratırken ne tür somut imgelere başvuruyorsunuz?
HCM: Evet, paranoya ve kaçma arzusu birçok karakterimin belirleyici özelliği. Elbette aralarında bu çerçeveye girmeyenler de var. Kaçma arzusu belli bir yere veya belli imgelere doğrudan cevap olarak ortaya çıkmıyor, söz konusu olan yaşadıkları yeri, bulundukları koşulları terk etme arzusu ya da sadece kişisel ıstıraplarından kurtulma isteği.
CCL: Sürgünü ana karakterlerinizin bedenine nasıl işliyorsunuz? Salvadorlu olmak –tarih boyunca şiddetin mahvettiği bir yerden gelmek– karakterlerinizde fiziksel olarak nasıl tezahür ediyor?
HCM: Saldırıya uğrayan ve kendini yiyip bitiren karakterler bedenlerinde bunun damgasını taşıyor. Son romanım Moronga’da (2018) Erasmo Aragón akut sinirsel tepkilerden mustarip ama zaten bu hastalıktan yirmi yıldır çekiyordur, bir önceki romanım El sueño del retorno’da (Dönüş Hayali, 2013) anlatıyorum bunu. Karakterin ruhunun bedeninde tezahür etmesinin başka bir örneği de La sirvienta y el luchador (Hizmetçi ile Güreşçi, 2011) romanımda var, eski bir işkenceci polis olan Vikingo mide kanserine benzer semptomlardan mustarip. Veya Donde no estén ustedes’teki (Sizin Olmadığınız Yer, 2003) eski büyükelçi Alberto Aragón, o da sonunda ölümüne yol açacak derecede alkoliktir. Aynadaki Dişi Şeytan’ın (2000) anlatıcısı ve ana karakteri Laura Rivera da anksiyeteden mustariptir. Bu bağlamda erkek ve kadın karakterler arasında ayrım yapmıyorum, iki taraf da böyle hastalıklarla malul.
CCL: Romanlarınızda verimli ya da tam tersine kısır denebilecek bir yer var mı?
HCM: Eserlerime ilişkin kısırlık veya doğurganlıktan söz etmem zor. Ama verimli ama verimsiz, yolun sonunda ölüm var. Bu bakımdan tarih kısır. Romanlarımda bunun yansımaları var.
CCL: Başlangıç sorusuna dönecek olursak, dünya eşine az rastlanır sayıda savaş mültecisine tanık oluyor, insanlar savaş, kıtlık, ekonomik sıkıntılar ve çevre tahribatı nedeniyle Güney Yarımküreden kuzeydeki ülkelere göçüyor. Son otuz yıldaki Salvador’dan göçleri nasıl yorumluyorsunuz? Salvadorlular hâlâ 1980’lerde İçsavaş dönemindekiyle aynı sebeplerle mi ülkeyi terk ediyor?
HCM: Kanımca şiddetten kaçış 1980’ler ile bugünkü göçün ortak hattı. Öte yandan 1980’lerdeki göç siyasi mahiyetteydi, aşırı baskıcı bir askeri rejimle ilgiliydi; neredeyse faşist bir devletti o zamanki. Kendince bir ideolojisi olan sol muhalefet de vardı elbette, bir de iki arada kalmış sıradan insanlar. Bir bakıma bunlar Soğuk Savaş’ın El Salvador gibi küçük bir ülkedeki neticeleriydi.
O zamanlar insanların kaçmasının ve göçmesinin bir açıklaması vardı. İktidarı ele geçirmek için ideolojik bir kavga söz konusuydu. Şimdiyse kitlesel göçün ne siyasi ne ideolojik bir açıklaması var. Şimdi sırf öldürmek için öldürüyorlar. Toplumsal normlarda gerileme, toplumsal değerlerde alçalma var. Artık çalmak için çalıyorlar, öldürmek için öldürüyorlar, yüksek bir emel uğruna yapmıyorlar bunu; siyasi değişim umudunun olduğu 1980’lerden epey farklı bu haller. Artık çökmüş bir toplumdayız, çeteler en zalim suçları işliyor, ellerinden çok büyük meblağlarda paralar geçiyor, toplumun her kesimini terörize ediyorlar. İç karartıcı bir hal. İnsanlar bu şiddetten kaçmak istiyor.
CCL: Sizi hayatta tutan ne?
HCM: Can alıcı bir soru, çünkü güçlü bir direnç ve metanet olmadan devam edemeyiz. Salvadorlular, metin olun, “Yapabilirsiniz” gibi bir şey sloganımız olabilir. Her gün yaklaşık üç yüz Salvadorlu daha iyi bir hayat için yürüyerek Guatemala ve Meksika’ya geçmeye çalışıyor. Tecavüze uğrama, soyulma veya öldürülme ihtimali olduğunu biliyorlar. Bunun ne kadar zor olduğunu ve Amerikan hükümetinin buna karşı olduğunu biliyorlar. Ama yine de yapıyorlar. Yapıyorlar çünkü hayatta kalma iradeleri var. Hayatta kalma ruhu var onlarda. Hayat memat ve cesaret meselesi bu. Savaş sırasında da böyleydi. Salvadorlular zorluklara göğüs germe konusunda çok cesurdurlar, muazzam bir mizah duyguları vardır ayrıca. Olumsuzluklar ve karamsarlıkla başa çıkmak için böyle olmak zorundalar.
Bana doğrudan umudumun ne olduğunu sorsaydınız, umudumun ne olduğunu bilmiyorum derdim. Hayata inanıyorum.
İngilizceden çeviren: Oğuz Tecimen
* https://bit.ly/2Ebj5K4
[koo_button url=”https://notoskitap.com/yayin/horacio-castellanos-moya-tiksinti/” type=”regular” size=”small” icon=”koo-icon-glases-2″ target=”_self”] Kitabı İncele [/koo_button]
Warning: Trying to access array offset on false in /home/notoskitap/public_html/wp-content/plugins/nm-custom-code/includes/post-social-share.php on line 16
Melisa Kesmez, Radikal Kitap, 6 Kasım 2011 Edebiyatın onun için bir oyun olduğunu söyleyen Mario Bellatin, kurduğu dünyaya bir kez dahil olunca okurun yakasını bırakmayan yazarlardan. İşi “Latin Amerika’dan babam çıksa okurum”a vardırmış naçizane bir edebiyat tutkunu olarak, o toprakların tozuna bulanmış, renklerine bürünmüş, türlü tuhaflıklarından beslenmiş ne varsa, bağrıma basmaktan alıkoyamıyorum kendimi. Gabriel Garcia Marquez, …
Sedat Sezgin, Edebiyat Haber, 6 Kasım 2019 “Gökler insancıl değil, ne üstümdeki ne altımdaki ne de içimdeki yaşam öyle.” Çek yazar Bohumil Hrabal’ın Gürültülü Yalnızlık romanının kahramanı Hanta’nın ağzından dökülen bu söz akla doğal olarak “İnsancıl olan nedir?” sorusunu getirebilir. Gerçi yapıtta mesafe kat ederken vardığımız bu sayfada artık Hanta’nın bu konudaki görüşünü tamı tamına olmasa da ne demek …
Takyedin Çiftsüren, Edebiyat Haber, 7 Ağustos 2015 Romanlar biri eve gelmedi mi başlar, der anlatıcı. Bu roman da öyle. Ağaçların Özel Hayatı; evin kadını, Julián’nın eşi, Daniela’nın annesi olan Veronica’nın bir gece eve gelmesi gerektiği saatte eve gelmemesiyle başlar. Ama farkla: diğer romanlar, gelmeyenin peşinden giden, gelmeyeni getirmek için harekete geçen kahramanın eyleme geçişiyle başlar. Olayı …
Didem Erdiman, Oggito, 28 Temmuz 2020 Hepimizin hayatında iz bırakan önemli olaylar vardır. Yazarların yaşadıkları ve deneyimleri eserlerine bir ölçüde hizmet eder. Horacio Quiroga için ölüm öyküleri yazmak tesadüf değildir. 1878 yılında doğan Uruguaylı yazar, Arjantinli diplomat bir babayla Uruguay’ın önde gelen burjuva ailelerinden birine mensup annenin oğludur. Horacio daha birkaç aylıkken babası bir av …
Horacio Castellanos Moya: “Tünelin sonunda ışık olmamasının nasıl bir şey olduğunu yazmaya çalışıyorum.” (Söyleşi)
Claudia Castro Luna, çev. Oğuz Tecimen, Oggito, 12 Aralık 2019
Horacio Castellanos Moya ile Tiksinti eseriyle tanışmıştım. El Salvador’da yaşayan babam hediye etmişti kitabı. “Bilgine,” demişti babam o zaman, “bu kitap mimli, buradaki birçok insan ona karşı.” 119 sayfayı bir oturuşta soluksuz okumuştum, her sayfasından deha ve keskin bir mizah akıyordu. Her sözcüğüne hayran kalmıştım, kitabı bitirdiğimde El Salvador’da yazarın nasıl istenmeyen adam, kitabının da nasıl nefret nesnesi haline geldiğini anladım.
Castellanos Moya kitabının yarattığı velveleden (ve ölüm tehditlerinden) sağ çıkmayı başardı, şimdilerde Iowa Üniversitesi İspanyolca Yaratıcı Yazarlık programında ders veriyor. Yaz tatilini geçirdiği Stockholm’de ulaştım ona. Söyleşiyi İspanyolca ve İngilizce yaptık.
Claudia Castro Luna: El Salvador yine uluslararası haber gündeminde, bu kez vatandaşların korkunç şiddet olaylarından kaçıp ABD’ye iltica etmeye çalıştığı bir ülke olarak. Kitaplarınızdaki karakterler, öyle ya da böyle, El Salvador’da maruz kaldıkları ya da başkalarına uyguladıkları şiddetle kuşatılmış. Şiddetin kitaplarınızda ana karakter olduğu söylenebilir mi?
Horacio Castellanos Moya: Bu soruyu sormanız ilginç. Knut Walter’in yakında yayımlanacak bir kitabını okuyorum bu ara. El Salvador’un sabıka kayıtlarını inceledikten sonra ülkedeki bugünkü şiddet oranının 1912’dekiyle hemen hemen aynı olduğunu gösteriyor. 1912’de cinayet oranı 112 (100.000 vatandaş üzerinden), bugünküne çok yakın. El Salvador’un bütün bu yıllar boyunca cinayet salgınına maruz kaldığı söylenebilir.
Karakterlerime gelirsek, şiddet içeren çevrelerde bulunmanın sonucu olan düşünce ve davranış biçimlerini yeniden yaratmaya çalışıyorum. Bu şiddeti konumlandırmaya, karakterlerin nasıl kapana kısılmış olduklarını hayal etmeye uğraşıyorum. Tünelin sonunda ışık olmamasının nasıl bir şey olduğunu yazmaya çalışıyorum.
CCL: Edebi bir saplantıdan söz edebilirsek eğer, bu sizin için ne olurdu? Yazdıklarınızda somutlaştırmaya çalıştığınız fikir, kavram ya da his nedir?
HCM: Eserlerimin belkemiği Salvadorlu olma olgusu – o ülkeden olan bir insanın gerçekliği. Benim karakterlerim El Salvador coğrafyasına bağlı değil, orada yaşamıyorlar, bazen Meksika’da bazen Guatemala’dalar. Yazar olarak meselem savaştan etkilenen birinin gerçekliğini açıklamak. Bu ülkenin geçmişinin bu karakterlerin gündelik hayatını nasıl etkilediğiyle ilgileniyorum. Kişisel hayatları kargaşa içindeki bir manzarada olan karakterler yazıyorum. Tarih ve siyaset önemli ama karakterlerin hayatları bunlar zemininde şekillendiği ölçüde. Öte yandan romanlarımın sosyolojik romanlar olduğunu düşünmüyorum. Benim derdim daima kişisel olanla.
CCL: Daimi dertlerinizi biraz daha açabilir misiniz?
HCM: Galiba eserlerimi karakterize eden en temel iki meseleden ilki sürgün – kaçmak, firar etmek, bir yerden apar topar uzaklaşma mecburiyeti. Henüz hiçbir dile çevrilmeyen ikinci öykü kitabım Pérfil del Prófugo’da (Firarinin Profili, 1987) olduğu gibi. İkincisi paranoya, yani korku. Bireysel düzeyde olmasa da kolektif bir duygu olarak, hayatta kalmanın bir yolu olarak. Bir yaşam biçimi olarak korku.
CCL: Ana karakterlerinizin alametifarikası paranoya ve kaçma arzusu, peki kaçtıkları yerin alametifarikası nedir? Yer duygusunu yaratırken ne tür somut imgelere başvuruyorsunuz?
HCM: Evet, paranoya ve kaçma arzusu birçok karakterimin belirleyici özelliği. Elbette aralarında bu çerçeveye girmeyenler de var. Kaçma arzusu belli bir yere veya belli imgelere doğrudan cevap olarak ortaya çıkmıyor, söz konusu olan yaşadıkları yeri, bulundukları koşulları terk etme arzusu ya da sadece kişisel ıstıraplarından kurtulma isteği.
CCL: Sürgünü ana karakterlerinizin bedenine nasıl işliyorsunuz? Salvadorlu olmak –tarih boyunca şiddetin mahvettiği bir yerden gelmek– karakterlerinizde fiziksel olarak nasıl tezahür ediyor?
HCM: Saldırıya uğrayan ve kendini yiyip bitiren karakterler bedenlerinde bunun damgasını taşıyor. Son romanım Moronga’da (2018) Erasmo Aragón akut sinirsel tepkilerden mustarip ama zaten bu hastalıktan yirmi yıldır çekiyordur, bir önceki romanım El sueño del retorno’da (Dönüş Hayali, 2013) anlatıyorum bunu. Karakterin ruhunun bedeninde tezahür etmesinin başka bir örneği de La sirvienta y el luchador (Hizmetçi ile Güreşçi, 2011) romanımda var, eski bir işkenceci polis olan Vikingo mide kanserine benzer semptomlardan mustarip. Veya Donde no estén ustedes’teki (Sizin Olmadığınız Yer, 2003) eski büyükelçi Alberto Aragón, o da sonunda ölümüne yol açacak derecede alkoliktir. Aynadaki Dişi Şeytan’ın (2000) anlatıcısı ve ana karakteri Laura Rivera da anksiyeteden mustariptir. Bu bağlamda erkek ve kadın karakterler arasında ayrım yapmıyorum, iki taraf da böyle hastalıklarla malul.
CCL: Romanlarınızda verimli ya da tam tersine kısır denebilecek bir yer var mı?
HCM: Eserlerime ilişkin kısırlık veya doğurganlıktan söz etmem zor. Ama verimli ama verimsiz, yolun sonunda ölüm var. Bu bakımdan tarih kısır. Romanlarımda bunun yansımaları var.
CCL: Başlangıç sorusuna dönecek olursak, dünya eşine az rastlanır sayıda savaş mültecisine tanık oluyor, insanlar savaş, kıtlık, ekonomik sıkıntılar ve çevre tahribatı nedeniyle Güney Yarımküreden kuzeydeki ülkelere göçüyor. Son otuz yıldaki Salvador’dan göçleri nasıl yorumluyorsunuz? Salvadorlular hâlâ 1980’lerde İçsavaş dönemindekiyle aynı sebeplerle mi ülkeyi terk ediyor?
HCM: Kanımca şiddetten kaçış 1980’ler ile bugünkü göçün ortak hattı. Öte yandan 1980’lerdeki göç siyasi mahiyetteydi, aşırı baskıcı bir askeri rejimle ilgiliydi; neredeyse faşist bir devletti o zamanki. Kendince bir ideolojisi olan sol muhalefet de vardı elbette, bir de iki arada kalmış sıradan insanlar. Bir bakıma bunlar Soğuk Savaş’ın El Salvador gibi küçük bir ülkedeki neticeleriydi.
O zamanlar insanların kaçmasının ve göçmesinin bir açıklaması vardı. İktidarı ele geçirmek için ideolojik bir kavga söz konusuydu. Şimdiyse kitlesel göçün ne siyasi ne ideolojik bir açıklaması var. Şimdi sırf öldürmek için öldürüyorlar. Toplumsal normlarda gerileme, toplumsal değerlerde alçalma var. Artık çalmak için çalıyorlar, öldürmek için öldürüyorlar, yüksek bir emel uğruna yapmıyorlar bunu; siyasi değişim umudunun olduğu 1980’lerden epey farklı bu haller. Artık çökmüş bir toplumdayız, çeteler en zalim suçları işliyor, ellerinden çok büyük meblağlarda paralar geçiyor, toplumun her kesimini terörize ediyorlar. İç karartıcı bir hal. İnsanlar bu şiddetten kaçmak istiyor.
CCL: Sizi hayatta tutan ne?
HCM: Can alıcı bir soru, çünkü güçlü bir direnç ve metanet olmadan devam edemeyiz. Salvadorlular, metin olun, “Yapabilirsiniz” gibi bir şey sloganımız olabilir. Her gün yaklaşık üç yüz Salvadorlu daha iyi bir hayat için yürüyerek Guatemala ve Meksika’ya geçmeye çalışıyor. Tecavüze uğrama, soyulma veya öldürülme ihtimali olduğunu biliyorlar. Bunun ne kadar zor olduğunu ve Amerikan hükümetinin buna karşı olduğunu biliyorlar. Ama yine de yapıyorlar. Yapıyorlar çünkü hayatta kalma iradeleri var. Hayatta kalma ruhu var onlarda. Hayat memat ve cesaret meselesi bu. Savaş sırasında da böyleydi. Salvadorlular zorluklara göğüs germe konusunda çok cesurdurlar, muazzam bir mizah duyguları vardır ayrıca. Olumsuzluklar ve karamsarlıkla başa çıkmak için böyle olmak zorundalar.
Bana doğrudan umudumun ne olduğunu sorsaydınız, umudumun ne olduğunu bilmiyorum derdim. Hayata inanıyorum.
İngilizceden çeviren: Oğuz Tecimen
* https://bit.ly/2Ebj5K4
[koo_button url=”https://notoskitap.com/yayin/horacio-castellanos-moya-tiksinti/” type=”regular” size=”small” icon=”koo-icon-glases-2″ target=”_self”] Kitabı İncele [/koo_button]
Warning: Trying to access array offset on false in /home/notoskitap/public_html/wp-content/plugins/nm-custom-code/includes/post-social-share.php on line 16
İlgili Yazılar
Bir Bellatin klasiği: Çin Daması
Melisa Kesmez, Radikal Kitap, 6 Kasım 2011 Edebiyatın onun için bir oyun olduğunu söyleyen Mario Bellatin, kurduğu dünyaya bir kez dahil olunca okurun yakasını bırakmayan yazarlardan. İşi “Latin Amerika’dan babam çıksa okurum”a vardırmış naçizane bir edebiyat tutkunu olarak, o toprakların tozuna bulanmış, renklerine bürünmüş, türlü tuhaflıklarından beslenmiş ne varsa, bağrıma basmaktan alıkoyamıyorum kendimi. Gabriel Garcia Marquez, …
Bohumil Hrabal’in “Gürültülü Yalnızlık” romanı ya da kitap tapıcısı
Sedat Sezgin, Edebiyat Haber, 6 Kasım 2019 “Gökler insancıl değil, ne üstümdeki ne altımdaki ne de içimdeki yaşam öyle.” Çek yazar Bohumil Hrabal’ın Gürültülü Yalnızlık romanının kahramanı Hanta’nın ağzından dökülen bu söz akla doğal olarak “İnsancıl olan nedir?” sorusunu getirebilir. Gerçi yapıtta mesafe kat ederken vardığımız bu sayfada artık Hanta’nın bu konudaki görüşünü tamı tamına olmasa da ne demek …
“Ağaçların Özel Hayatı” ya da yaşam köprüsü
Takyedin Çiftsüren, Edebiyat Haber, 7 Ağustos 2015 Romanlar biri eve gelmedi mi başlar, der anlatıcı. Bu roman da öyle. Ağaçların Özel Hayatı; evin kadını, Julián’nın eşi, Daniela’nın annesi olan Veronica’nın bir gece eve gelmesi gerektiği saatte eve gelmemesiyle başlar. Ama farkla: diğer romanlar, gelmeyenin peşinden giden, gelmeyeni getirmek için harekete geçen kahramanın eyleme geçişiyle başlar. Olayı …
Quiroga’dan Aşk Delilik ve Ölüm Öyküleri
Didem Erdiman, Oggito, 28 Temmuz 2020 Hepimizin hayatında iz bırakan önemli olaylar vardır. Yazarların yaşadıkları ve deneyimleri eserlerine bir ölçüde hizmet eder. Horacio Quiroga için ölüm öyküleri yazmak tesadüf değildir. 1878 yılında doğan Uruguaylı yazar, Arjantinli diplomat bir babayla Uruguay’ın önde gelen burjuva ailelerinden birine mensup annenin oğludur. Horacio daha birkaç aylıkken babası bir av …