‘Eve Dönmenin Yolları’nı okuduktan sonra çok üzüleceksiniz. Çünkü, “Neden Türkiye’de hâlâ böyle roman yazılmadı,” deyip bu üzüntünüzü dile getireceksiniz. Ama mutlulukla devam edeceksiniz; “1973’teki Şili Darbesi’nin çocuklar, o yıllarda büyüyenler üzerindeki etkilerini bu kadar güzel anlatan bir kitap okuduk,” diye. Çünkü çok benzer bir yıkım yaşanmıştı Türkiye’de; işkenceler, kayıplar, yıllar süren mahpuslar, faili meçhuller. Bugün 30’lu ve biraz üstü insanların birçoğunun annesi, babası, dayısı, halası belki dedesi benzer hızardan geçmişti. Zambra 1985’ten, yani Şili darbesinden 8 yıl sonra başlattığı romanında bunu yapıyor. Hem de çocukluk aşkı hikâyesi anlatarak, bugünden. Ağarmış sakallı, sözleri neredeyse ayet gibi ezberlenen birçok yazarın tuğla gibi kitaplarda yapmayı başaramadığını, yüz küsur sayfada yapıyor. Daha en başında bunun bir roman olduğunu söylüyor. Sonra okuduğumuz romanı bize tekrar anlatıyor, neden yazdığını, sözde, izah edeyor. Sonra geri dönüyoruz romana. Yani kurmacadan gerçeğe ve daha da kurmacaya öyle bir geçiyor ki bir kere daha hayran kalıyoruz yalın diline, üslubuna. Katmanlı metin neymiş onu da gösteriyor, iç içe metinlerin çerçevelerinin neredeyse spiral halini aldığı bir illüzyon yaratıyor. ‘Devrim uğruna ölen’ herkese selam ediyor. Ama hiç ölümü olmayanların hep duyduğu tuhaf hissin de altını çiziyor.
Warning: Trying to access array offset on false in /home/notoskitap/public_html/wp-content/plugins/nm-custom-code/includes/post-social-share.php on line 16
Doğuş Sarpkaya, Kitap Eki, 30 Temmuz 2017 McCarthy, kötülüğün, kokuşmuşluğun ve zulmün üstünün parlak ve yumuşak bir kumaşla kapatılmasını; bedenimizi, ruhumuzu saran bu aldanışın tutsaklığımızı yaratan bir prangaya dönüşmesini anlatıyor. 21. yüzyılda insanlığın geldiği noktayı tek bir büyük raporda anlatabilmek, tek bir projede dünyanın tüm yükünü sırtlanmak mümkün mü? Birbirinden bağımsız milyonlarca olayın birbirine dikişlendiği yeri …
Erdinç Akkoyunlu, Oggito, 9 Kasım 2018 Görünen o ki Yuri Herrera bize daha çok Meksika gezisi yaptıracak. İyi de yapacak. İyi bir romanı okumayı bitirmenin verebileceğin en büyük his: bir rüyadan usulca, temiz bir bilinçle ama gördüğün düşün tek sahnesini olduğu gibi hatırlayamadan uyanmaya benzer. Don Quijote’nin yazılmış ilk roman (ve en büyüğü) olduğunu kabul …
Azra İnci, Kitap Zamanı, 9 Ekim 2013 Rus edebiyatının önemli ismi Ivan Turgenyev’in ilk romanı Lüzumsuz Bir Adamın Günlüğü ilk kez dilimizde. Turgenyev 32 yaşında kaleme aldığı kitapta, başyapıtı Babalar ve Oğullar’a hazırlandığını hissettiriyor. 26 Mayıs 1880’de Mos-kova’da açılışı yapılan Puşkin anıtı töreni, sadece büyük Rus yazarının edebiyat dünyasındaki yerinin ve öneminin teslimi anlamında değil, …
Sedat Sezgin, Edebiyat Haber, 6 Kasım 2019 “Gökler insancıl değil, ne üstümdeki ne altımdaki ne de içimdeki yaşam öyle.” Çek yazar Bohumil Hrabal’ın Gürültülü Yalnızlık romanının kahramanı Hanta’nın ağzından dökülen bu söz akla doğal olarak “İnsancıl olan nedir?” sorusunu getirebilir. Gerçi yapıtta mesafe kat ederken vardığımız bu sayfada artık Hanta’nın bu konudaki görüşünü tamı tamına olmasa da ne demek …
Eve Dönmenin Yolları
Çağlayan Çevik, Bir Paragraf, 20 Mayıs 2013
‘Eve Dönmenin Yolları’nı okuduktan sonra çok üzüleceksiniz. Çünkü, “Neden Türkiye’de hâlâ böyle roman yazılmadı,” deyip bu üzüntünüzü dile getireceksiniz. Ama mutlulukla devam edeceksiniz; “1973’teki Şili Darbesi’nin çocuklar, o yıllarda büyüyenler üzerindeki etkilerini bu kadar güzel anlatan bir kitap okuduk,” diye. Çünkü çok benzer bir yıkım yaşanmıştı Türkiye’de; işkenceler, kayıplar, yıllar süren mahpuslar, faili meçhuller. Bugün 30’lu ve biraz üstü insanların birçoğunun annesi, babası, dayısı, halası belki dedesi benzer hızardan geçmişti. Zambra 1985’ten, yani Şili darbesinden 8 yıl sonra başlattığı romanında bunu yapıyor. Hem de çocukluk aşkı hikâyesi anlatarak, bugünden. Ağarmış sakallı, sözleri neredeyse ayet gibi ezberlenen birçok yazarın tuğla gibi kitaplarda yapmayı başaramadığını, yüz küsur sayfada yapıyor. Daha en başında bunun bir roman olduğunu söylüyor. Sonra okuduğumuz romanı bize tekrar anlatıyor, neden yazdığını, sözde, izah edeyor. Sonra geri dönüyoruz romana. Yani kurmacadan gerçeğe ve daha da kurmacaya öyle bir geçiyor ki bir kere daha hayran kalıyoruz yalın diline, üslubuna. Katmanlı metin neymiş onu da gösteriyor, iç içe metinlerin çerçevelerinin neredeyse spiral halini aldığı bir illüzyon yaratıyor. ‘Devrim uğruna ölen’ herkese selam ediyor. Ama hiç ölümü olmayanların hep duyduğu tuhaf hissin de altını çiziyor.
Warning: Trying to access array offset on false in /home/notoskitap/public_html/wp-content/plugins/nm-custom-code/includes/post-social-share.php on line 16
İlgili Yazılar
Kötülüğün Parlaklığı ve Yumuşaklığı
Doğuş Sarpkaya, Kitap Eki, 30 Temmuz 2017 McCarthy, kötülüğün, kokuşmuşluğun ve zulmün üstünün parlak ve yumuşak bir kumaşla kapatılmasını; bedenimizi, ruhumuzu saran bu aldanışın tutsaklığımızı yaratan bir prangaya dönüşmesini anlatıyor. 21. yüzyılda insanlığın geldiği noktayı tek bir büyük raporda anlatabilmek, tek bir projede dünyanın tüm yükünü sırtlanmak mümkün mü? Birbirinden bağımsız milyonlarca olayın birbirine dikişlendiği yeri …
Latin Amerika’nın Şafağında: Bedenlerin Göçü
Erdinç Akkoyunlu, Oggito, 9 Kasım 2018 Görünen o ki Yuri Herrera bize daha çok Meksika gezisi yaptıracak. İyi de yapacak. İyi bir romanı okumayı bitirmenin verebileceğin en büyük his: bir rüyadan usulca, temiz bir bilinçle ama gördüğün düşün tek sahnesini olduğu gibi hatırlayamadan uyanmaya benzer. Don Quijote’nin yazılmış ilk roman (ve en büyüğü) olduğunu kabul …
Yazık oldu Çalkaturin’e
Azra İnci, Kitap Zamanı, 9 Ekim 2013 Rus edebiyatının önemli ismi Ivan Turgenyev’in ilk romanı Lüzumsuz Bir Adamın Günlüğü ilk kez dilimizde. Turgenyev 32 yaşında kaleme aldığı kitapta, başyapıtı Babalar ve Oğullar’a hazırlandığını hissettiriyor. 26 Mayıs 1880’de Mos-kova’da açılışı yapılan Puşkin anıtı töreni, sadece büyük Rus yazarının edebiyat dünyasındaki yerinin ve öneminin teslimi anlamında değil, …
Bohumil Hrabal’in “Gürültülü Yalnızlık” romanı ya da kitap tapıcısı
Sedat Sezgin, Edebiyat Haber, 6 Kasım 2019 “Gökler insancıl değil, ne üstümdeki ne altımdaki ne de içimdeki yaşam öyle.” Çek yazar Bohumil Hrabal’ın Gürültülü Yalnızlık romanının kahramanı Hanta’nın ağzından dökülen bu söz akla doğal olarak “İnsancıl olan nedir?” sorusunu getirebilir. Gerçi yapıtta mesafe kat ederken vardığımız bu sayfada artık Hanta’nın bu konudaki görüşünü tamı tamına olmasa da ne demek …