Notos Notos Kitap

"Romancı, kurmaca ortamı aracılığıyla aklı sınar. Kurmaca, dünyanın yoksun olduğu, dünyanın unutmuş olduğu, elde etmeyi umduğu, belki de hiçbir zaman erişemeyeceği şeyi yaratır."   – Carlos Fuentes, Edebiyata Övgü

Yalnızlık Ömür Boyu

Banu Yıldıran Genç, Agos, 10 Şubat 2020

banu

Çiyil Kurtuluş uzun süredir öykülerini takip ettiğim bir yazar. Öykülerinde tanık olduğum yaşamlardan kesitler görmek ve bu kesitlerin detaylı ve incelikli anlatımı dikkatimi çekmişti diyebilirim. Bu ayın başında ikinci öykü kitabı Aramızda Bir Bahçe Yakınlığı, Notos Kitap tarafından yayımlandı. Kitapta yirmi altı öykü yer alıyor, uzun yazmayan, sözcükleri ekonomik kullanan bir yazar Çiyil Kurtuluş.

Aramızda Bir Bahçe Yakınlığı, adıyla okuru tavlayan kitaplardan. Geçtiğimiz günlerde bir söyleşide bu ada dair söyledikleri aslında tam olarak öykülerin ruhunu da aktarıyor bize: “Gel, diyorum okura, aramızda bir bahçe var, o kadar yakınım sana. Kaçma benden, kendinden. Bende ne varsa aynısından sende de var. İnsan insana benzer. Acılarımız, dertlerimiz, sevinçlerimiz ortak. O yüzden yakınlaşır ve yine o yüzden uzun zaman yan yana durmakta zorlanırız.”

Öykülerde pek çok kez aile kavramı kurguya dahil ediliyor, biz bu kavramın ne denli sahte ve çıkarcı olduğunu biliyoruz aslında, okuyoruz, okurken bileniyoruz ama Çiyil Kurtuluş tek bir cümleyle bizi yükseldiğimiz yerden durgun sulara geri çekip başka duyguları anımsatıyor, sevgi gibi, şefkat gibi… O nedenle Biz Bir Aileyiz öyküsünde tekne tatilinde bir araya gelmiş kalabalık bir aile tablosu çizilirken, son akşamın gerginliği, küçük hesaplaşmalar, anlatıcı ablayla kız kardeşin eski günlerin hatırına yaptıkları kaçamak ve bu kaçamağın yılların hesaplaşmasına dönüşmesi bize çok tanıdık geliyor. Tanıdık olmayan şey ise şefkat duygusu. Küslük ve kızgınlıkla biten bir gecenin iki kardeş tarafından ortaklaşa, doğallıkla, küçük sürprizlerle güneşli bir sabaha dönüştürülmesi, Çiyil Kurtuluş’un son dokunuşu işte.

Aynı dokunuşu kitabın en politik öyküsü Basit Bir Hesaplaşma’da da görüyoruz. Yıllar sonra bir otelde işkencecisi albayla karşılaşan bir avukat bu kez öykünün ana karakteri. Terasta kahvaltı ederken albayı izledikçe intikam hayalleri kuran bir mağdur. Yıllarca belki de bu karşılaşma ânını düşünen avukatın terası terk ederken tek yaptığı bastonunu düşürüp de alamayan albayın bastonunu yerden kaldırmak oluyor. Verdiği yegâne ceza ise uzanıp koluna girecek gibi yapan eli boşta bırakıp çekip gitmek. “Neredeyse babası yaşındaydı. Bastonu sandalyesine dimdik dayadı, oradan hızla uzaklaşırken bir tabutun içinden albayın teşekkür eden sesi geliyordu.”

Yeni tanıştığı bir adamla birlikte yaşamaya karar vermiş annesiyle anlayışsız bir kocanın arasında kalan bir kadının annesinden taraf çıkması, ondan duyacağı tek bir sevecen cümleye bakıyor. Yıllar sonra bir tatilde bir araya gelmiş anne kızın, başka bir dille büyütülen torun üzerine münakaşaları küçücük bir kazayla sonlanıveriyor, herkes kendi kızının saçını okşamaya başlıyor birden, atsan atamayacağın satsan satamayacağın bir sevgi işte.

Bu sevginin en yalın ve acı anlatımı ise bence Kim Yalnız öyküsünde yer alıyor. Uzun bir süredir hasta bir babaya bakmak durumunda kalan Pelin, uzakta ve biraz da rahat bir kardeş Tolga, yorgunluk, uykusuzluk derken tüm gerçekçiliğiyle öyküye dahil olan kan, kusmuk, dışkı, ölüm bizi bir anda tokatlıyor. Ardından gelen, iki kardeşin hesaplaşması ve Pelin’in neredeyse dokunacağımız bir gerçeklikle hissettirilen onulmaz acısı.

Hemen hemen tüm öykülerde bir yalnızlık duygusu olsa da bundan yakınmayan ve bir biçimde gücünün farkında olan karakterleri var Kurtuluş’un. Bekâr ve yalnız kadınlar, evli ve yalnız kadınlar, arkadaşları tarafından yalnız bırakılmış erkekler, ailede yalnız kalmışlar… hemen hepsi öykülerde kendilerine yer buluyor. Öyküler daha çok üst orta sınıfı ve beyaz yakalıları konu alırken aslında yaşamımızın çokça içinde olan başka detayları da yakalıyor yazar, başka ülkelere göç etmiş çocuklar, ana dili farklı torunlar, ortalıkta dolanan bakıcılar… Tiyatro oyunu da yazan Çiyil Kurtuluş’un içe dönük, sayıklamalı öykülerindense diyalogla ilerleyenleri daha çok sevdim çünkü yaşamdan herhangi bir kesiti alıp onu doğal, karaktere uyan konuşmalarla bambaşka yerlere götürebiliyor.

Aramızda Bir Bahçe Yakınlığı okurken kendimle hesaplaştığım kitaplardan oldu. Son yıllarda yaşadığımız haksızlıklar, içine düştüğümüz çarpıklıklar bir biçimde beni intikam beklediğim bir ruh haline itmiş ve çok yorulmuşum, bunu öyküleri okudukça fark ettim. Oysa belki de ihtiyacımız olan gerçekten de merhameti kaybetmemek. Bizi yoran, yıpratan duyguların yerine bir biçimde yan yana durabilmek. O hiç değişmeyen yerde, bahçemizde.