Notos Notos Kitap

"Romancı, kurmaca ortamı aracılığıyla aklı sınar. Kurmaca, dünyanın yoksun olduğu, dünyanın unutmuş olduğu, elde etmeyi umduğu, belki de hiçbir zaman erişemeyeceği şeyi yaratır."   – Carlos Fuentes, Edebiyata Övgü

Bir Bellatin klasiği: Çin Daması

Melisa Kesmez, Radikal Kitap, 6 Kasım 2011

Edebiyatın onun için bir oyun olduğunu söyleyen Mario Bellatin, kurduğu dünyaya bir kez dahil olunca okurun yakasını bırakmayan yazarlardan.

 

İşi “Latin Amerika’dan babam çıksa okurum”a vardırmış naçizane bir edebiyat tutkunu olarak, o toprakların tozuna bulanmış, renklerine bürünmüş, türlü tuhaflıklarından beslenmiş ne varsa, bağrıma basmaktan alıkoyamıyorum kendimi. Gabriel Garcia Marquez, Eduardo Galeano, Jorge Luis Borges, Isabel Allende, Octavio Paz, Pablo Neruda… Bir çırpıda bu kadarını sayabildiğim kelime ustalarının içinden yetiştiği o büyülü dünyaya, ucundan kıyısından bile değmiş bir kalemin bende yarattığı heyecan büyük. Galiba en çok bu yüzden, Meksikalı yazar Mario Bellatin’in Türkçedeki ikinci romanı Çin Daması’nı bandolu bir sevinçle karşıladım.

Güzellik Salonu ile tanımıştım Mario Bellatin’i geçen sene. Elli beş sayfalık bu bir oturuşta okunan kitabın içine sığdırdığı şeye şaşırmış, rafine diline vurulmuş ve basit anlatımının altına ustalıkla gizlediği derinliği görünce açıkçası paniğe kapılmıştım. Daha önce başka bir yazıda bahsettiğimi hatırlıyorum; kısa yazabilmenin, kocaman şeyleri kocamanlıklarından hiçbir şey yitirmeden minicik cümlelere sığdırabilmenin bence azımsanamayacak bir yazar mahareti gerektirdiğinden… O zaman aklıma gelmemişti Bellatin örneği. Geçen hafta Türkçedeki ikinci kitabı -yine Notos Kitap’ın katkılarıyla aramıza katılan- Çin Daması’nı okuduğumda, bir kez daha hatırladım edebiyatın yeri geldi mi küçük bir şişe Veronal kadar güçlü olabileceğini.

Adını bile bilmediğimiz biri!
Çin Daması, bir romandan çok bir anlatı tadı bıraktı damağımda. Elli sekiz yaşındaki bir jinekoloğun ağzından gündelik konuşma diliyle, edebi oyunlara başvurulmadan aktarılmış bir metin bu. Öyle ki, söz konusu jinekolog sanki hikâyede yer almayan, adını sanını bilmediğimiz ikinci bir kişiye olan biteni anlatıyor, biz de orada bulunan üçüncü kişiler olarak kulak misafiri oluyoruz hikâyesine.

Çin Daması, bir Bellatin klasiği olarak, yine kısacık -altmış yedi sayfa- ama içine girince başka başka katmanlara açılan, ağırlığı ve anlamı artan bir roman, aslında bir “novella”. İki bölümden oluşuyor kitap. İlk bölümde yaşlandığının farkına varan ve yaşadığı hayatın rutininden çıkmak isteyen, iki çocuk babası ve çocuklarından birinin ölümüne kendi elleriyle sebebiyet veren bir jinekoloğun hikâyesi var. İkinci bölümde ise hastalarından birinin küçük oğlunun bekleme odasında bu jinekolağa anlattığı, Bellatin’in tuhaf aklının her satırda hissedildiği, ziyadesiyle enteresan bir hikâye yer alıyor.

Tanınmış bir ailenin kızıyla yapılmış sıradan bir evlilik ve iyi bir eğitimi takip eden başarılı bir iş hayatı olan kahramanımız, ev ve muayenehanesi arasındaki rutini hayat kadınlarıyla birlikte olmaya başlayarak kırmaya yelteniyor. Bellatin, okuru, dakika bir gol bir, adamın zihninin içine taşıyor daha ilk paragraftan: “Ne zaman muayenehaneme gelsem kendime aynı soruları soruyorum. İki yanından deri kayışları sarkan metal masaya bakınca, her gün muayenehanemi dolduran bir düzine kadar hastayı muayene etmenin beni gerçekten ilgilendirip ilgilendirmediğini sorguluyorum. Sürekli kadınlarla ilgilenmek sanki mizacımı değiştirdi. Bedenlerine yalnızca tıbbi nedenlerle dokunmanın bir biçimde arzularımı sakatladığını düşünüyorum. Yoksa neden bu yaşımda masaj salonlarına bu kadar sık gitme ihtiyacı duyayım ki, neden kentin karanlık bir bölgesinde yürüyen genç bir kız gördüğümde arabamı durdurayım?” (Bu durum vajina üzerinden bir okumaya da fırsat veriyor.)

Sembolleri okuyun
Ömrünün ikinci yarısında epey yol kat etmiş ve bundan beis duyan bir adamın, yıllara ve monoton hayatına yenik düşerkenki telaşını okuyoruz romanın ilk yarısında. Daldan dala atlayan bir zihin onunkisi. “Dur, bak aklıma ne geldi” tadında, yan hikâyelerle ilerliyor kitap. Lineer bir yol izlemiyor bu yüzden. Hangi sırayla hatırlıyorsa başına gelenleri, öyle anlatıyor kahramanımız. Şu iyi bir örnek olabilir bu kurgu biçimini anlatmak için: “Çocuk, hikâyesini anlatmayı bitirdiği zaman gözlerimi oturduğu kanepeye diktim. Rengini karım seçmişti ve her zamanki gibi o alımı da tüm ayrıntılarıyla takip etmişti. Aklımızdakini bulana kadar bir sürü dükkâna girip çıkmıştık (…)” Yani çağrışımlar nereye götürürse, oradan sesleniyor romanın kahramanı jinekolog. Bunu yaparken de bir doktor mesafesiyle konuşuyor. Yaşlılığa yenilmeye yüz tutmuş bir adamın duygusal gelgitleri varlığını korusa da metnin içinde, ciddi, yer yer soğuk, hatta biraz da “klinik” bulduğum bir ifade kendini hissettiriyor. Dildeki ve anlatımdaki bu tercih, doktorun karısı, kızı, öldürdüğü oğlu, hastaları ve hatta birlikte olduğu kadınlarla arasına koyduğu mesafeyle örtüşüyor ve yaşlı bir adamın izole ve ıssız dünyasına ziyadesiyle ikna ediyor okuru. Doktorun kanser hastası annesini bekleme odasında bekleyen çocuktan dinlediği hikâye ise –yani kitabın ikinci bölümü- odağı onun hayatından alıp çocuğun başından geçen alengirli bir maceraya taşıyor. Birbirinden bağımsız olarak kurgulanmamış bu iki bölüm, sıklıkla birbirine referans veriyor. Ve ilginçtir ki, kitaba adını veren çin daması hadisesi de bu sadece ikinci bölümde, tek bir yerde geçiyor. Bu bağlamda, Bellatin kitap boyunca okuru sembolleri okumaya da zorluyor.

Kendi dilini yaratabilmek bir yazar için şayet başarılırsa tadından yenmeyecek bir şey. Bellatin arkasındaki Latin Amerikan edebiyatı mirasına rağmen, bunu başarmış, o kocaman hazinenin içinden kendi sesini bulup çıkarmış bir yazar. Öyle ki herhangi bir edebiyat grubuna dahil olmaya çalışmadığını dile getiren yazar,  “Bellatinesco” denilen bir tarzın da yaratıcısı olarak görülüyor. Edebiyatın onun için bir oyun,  sınırları aşmak için yollar aramak olduğunu söyleyen Bellatin, kurduğu dünyaya bir kez dahil olunca okurun yakasını bırakmayan yazarlardan. O zaman, oyuna devam…

Modern Captain Hook
Mario Bellatin, 23 Temmuz 1960’ta Mexico City’de doğmuş. Aslen Perulu bir anne babanın oğlu olan yazar, Peru’da büyümüş. İki yıl teoloji eğitimi görmüş ve 1987’de Küba’ya yerleşerek International Film School Latinoamericana’da senaryo eğitimi almış. 1995’te Meksika’ya dönen yazar, University of the Cloister of Sor Juana’da Edebiyat ve İnsan Bilimleri Bölümü Başkanı olmuş. İlk romanını kendi imkânlarıyla bastıran Bellatin, Meksika’ya döndükten sonra sufiliği benimsemiş ve bir dönem Abdul Salaam adıyla yazmış.

Bellatin, gerçeği ve yaratımı bir araya getiren deneysel tarzıyla İspanyolca kurmacayı temsil eden önemli isimlerden biri olarak görülüyor. Doğuştan sağ kolunun büyük kısmı noksan olan ve “bedenin deformasyonu” meselesini romanlarına da konu eden yazar, farklı tasarımları olan protezleriyle modern bir Captain Hook olarak niteleniyor.